Kedilere Neden Dokuz Canlı Denir?

Düşündüğümüzün aksine, kediler dokuz canlı değildir ve nereden düşerlerse düşsünler dört ayak üzerine inmezler. Beladan kolayca sıyrılacak bir çevikliğe ve zekâya sahip oldukları inkâr edilemez ancak özenle bakılması gereken biricik canları vardır.

İlk olarak, kedilerin nasıl dört ayak üzerine düştüklerini açıkladıktan sonra onlara neden dokuz canlı dendiğini ve bu sözün nasıl ortaya çıktığına bakalım.

Adeta yer çekimine meydan okuyan birer büyücüler.

Onları yerçekimi yasasından üstün kılan birer büyülü patileri mi var yoksa? Tabii ki hayır. Bilim insanlarının bu konuda açıklamaları elbette var. Doğrultma refleksi olarak adlandırdıkları doğuştan gelen yeteneğin düşme sırasında hızla aşağıdan yukarıya doğru hareket etmelerini ve vücutlarını dört ayak üzerine inecek konuma getirmelerini sağladığı bir gerçek.

Bir kedi, düştüğünde hangi yönün yukarı olduğunu belirlemek içini kulağındaki denge sistemini kullanır. İnanılmaz bir denge duygusuna sahip olmalarının yanı sıra son derece esnek omurgaları olması üst vücutlarını hızla aşağıya bakacak şekilde döndürmelerine olanak tanır. Alt bedenleri de dört ayak üzerine inmelerine izin verir.

Ayrıca, küçük bedenleri havada hızla dönebilir ve hafif kemik yapıları ve kalın kürkleri, düşmenin etkisini yumuşatmaya yardımcı olur. Ancak ne yazık ki kediler her zaman dört ayak üzerine düşmezler. Yüksek bir mobilyanın üstünden veya camdan düşmeleri onlar için ciddi sorunlar yaratabilir. 

Nereden geliyor bu “dokuz canlı” miti?

Efsanenin kaynağı tam olarak bilinememekle beraber, konuyla ilgili bazı tahminler bulunuyor. dokuz sayısının pek çok kültürde önemli bir yeri olması, “Neden sekiz ya da on değil de dokuz?” sorusunu biraz olsun yanıtlar nitelikte.

Örneğin, hem Hristiyanlıkta hem de Hinduizm’de dokuz rakamı ilahi bütünlüğü sembolize eder; Çin kültüründe dokuz uğurlu bir sayıdır; İskandinav mitolojisinde evren dokuz dünyaya bölünmüştür ve Yunan mitolojisinde dokuz ilham perisi vardır.

Shakespeare’in oyununda bile yer alıyor.

Kedilerin dokuz canlı olmasıyla ilgili ilk yazılı metin, Shakespeare tarafından yaratıldı. 16. yüzyılda ortaya çıkan Romeo ve Juliet oyununda: 

“Benden ne istersin?”

“Kedilerin iyi kralı, dokuz canınızdan yalnızca birini.” şeklinde bir diyalog bulunuyor.

Yine eski bir İngiliz atasözü, kedilerin dokuz canına yer veriyor: “Bir kedinin dokuz canı vardır. Üçüyle oynar, üçüyle gezinir ve son üçüyle de durur.” 

Bir diğer inanışa göre, söylentinin geçmişi Eski Mısır’a dayanıyor.

Güneş tanrısı Atum-Ra’nın yeraltı dünyasını ziyaret edebilmek için kedi şeklini aldığı söylenir. Ayrıca, Atum-Ra’nın sekiz tanrı daha doğurduğu rivayet ediliyordu.

Sonuç olarak, bazı insanlar dokuz cana sahip kedi mitinin yaygınlaşmasının bu efsaneyle ilişkilendirdiler. Sekiz tanrı ve kedi şekline giren Atum-Ra, dokuz cana eşittir.

Her kültürde “dokuz can” olarak geçmiyor.

Farklı kültürlerin, farklı sayılara atfettiği inançlarla birlikte kedilere atfedilen can sayısı da değişiklik gösterebiliyor. Örneğin, Arap ülkeleri kedilerin altı canı olduğunu söylerler. İspanya’da ve İspanyolca konuşulan diğer ülkelerde ise kedilerin yedi canı olduğu söylenir.

Bunun, iyi şans olarak kabul edilen sayılarla ilgili olduğu düşüncesi de mitin bir diğer kaynağıdır. Kedilerin tehlikeden kaçma konusunda en şanslı hayvanlardan biri olduğu düşünülürse, bu türe “sihirli sayı” verilmesi pek de şaşırtıcı olmamalı. 

Kaynaklar: Wonderopolis, News Week, Litter Robot

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir